“Yargı demokrasinin yanında darbelerin karşısındadır. Darbeyi bahane ederek adil yargılama yapacak yargı mensuplarının tasfiyesi, darbe ile mücadeleye değil darbeden beklenen amacın gerçekleşmesine hizmet eder.”

TUTUKLAMAYA İTİRAZDAN HEMEN SONRA AİHM BAŞVURUSU

AİHM formunu açmada sorun yaşayanların dikkatine!

  1. İlk önce Adobe PDF reader ya da Foxit reader programını indirip bilgisayarınıza kurun.
  2. Internet explorer 11 ile BAĞLANTI ve ya BUTON’a tıklayarak formu açabilirsiniz.

Eğer Internet explorer 11’den farklı bir tarayıcı kullanıyorsanız lütfen şunlara dikkat edin:

  1. Sitemizden ilglili AİHM formunu BAĞLANTI ve ya BUTON’a sağ tıklayıp, FARKLI KAYDET seçeneği ile bilgisayarınıza kaydedin. Örnek
  2. Formu bilgisayarda kaydettiğiniz yerden açabilirqiniz. Örnek (!!!Lütfen İnternet tarayıcısının sağ alt koşesinde indirme işlemi bitince görünen kısımdan AÇMAYINIZ!!!)
  • AYM’YE BAŞVURMADAN, AİHM’YE BAŞVURU YAPMAK MÜMKÜN MÜ?
  1. Kural olarak AİHM’ye başvurmadan önce, başvuru formunda ileri sürülen her bir hak ihlali (şikâyet) açısından, iç hukukta öngörülen olağan kanun yollarının ayrı ayrı tüketilmiş olması gerekir. Örneğin tutuklama konusunda AİHM’ye başvurmadan önce, ilk olarak yedi gün içinde tutuklama kararına itiraz edilmeli, itirazın reddinden itibaren 30 gün içinde de Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurulmalı ve AYM’nin vereceği karar beklenilmelidir. AYM’nin kararının tebliğinden itibaren altı ay içerisinde de (Bu süre ileride dört ay olacaktır.) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurulmalıdır. Kısaca tutuklama konusunda izlenmesi gereken yol bu şekilde özetlenebilir. Ancak tutuklama konusunda ileri sürülebilecek tek bir hak ihlali (şikâyet) bulunmayıp on civarında şikâyet vardır. İç hukuk yollarının tüketilmesi açısından her bir şikâyeti ayrı ayrı değerlendirerek hareket etmek gerekir.
  1. Ayrıca AİHM’ye başvurmadan önce, her bir şikâyet açısından iç hukukta sadece ETKİLİ olan ve MAKUL BAŞARI ŞANSI SUNAN kanun yolları tüketilmelidir. Etkisiz olduğu açık olan kanun yollarına başvurmaya gerek yoktur. AİHM’ye göre, bireyler AİHM’ye başvurmadan önce, her bir şikâyet (hak ihlali) açısından sadece teoride (kanunlarda) ve pratikte (mahkeme uygulamalarında) etkili olan başvuru yollarını tüketmek zorundadır; yasalar veya mahkeme kararları dikkate alındığında, etkisiz olduğu açık olan yollara başvurmaya gerek yoktur. Etkisiz olan kanun yollarına başvurmak zaman kaybından başkaca bir işe yaramayacağı gibi, bazen altı aylık başvuru süresinin kaçırılmasına da yol açabilir.
  1. AİHM’ye göre, bir yüksek mahkemenin daha önce verdiği kararlar dikkate alındığında, bir hak ihlali (şikâyet) konusundaki görüşü belirli ise veya o konuda yerleşik içtihat varsa ve bu içtihat başvurucunun aleyhine ise, başvurucunun artık bu konuda bu yüksek mahkemeye başvurması gerekmez. Başvurucu bu durumda söz konusu yüksek mahkemeye başvurmadan veya onun kararını beklemeden, doğrudan AİHM’ye başvurabilir. Örnek başvuru formunun 10. sayfasında birine atıf yapıldığı gibi, AİHM’nin bu konuda verdiği onlarca karar bulunmaktadır.
  1. Belirtildiği gibi, tutuklama konusunda AYM ve AİHM önünde ileri sürülebilecek on civarında hak ihlali (şikâyet) bulunmaktadır. Bu şikâyetlerin neler olduğu konusunda sitemizde “Tutuklama” başlığı altında yer alan örnek AYM başvuru formunda detaylı bilgi yer almaktadır; söz konusu örnek başvuruya bakabilirsiniz. Örnek AYM başvurusunda belirtilen hak ihlallerinden bazıları konusunda Anayasa Mahkemesi daha önce birçok kez ret kararı vermiş olup, bahse konu şikayetler açısından artık görüşü bilinmektedir; AYM bu hususlarda artık yerleşik içtihada sahiptir. AYM’nin yerleşik içtihada sahip olduğu şikâyetler “sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadıkları ve doğal hâkim ilkesine aykırı oldukları” hususlarına ilişkin olup, bu durum özellikle AİHS’nin 5/3 ve 5/4 maddelerinin ihlaline yol açmaktadır. Anayasa Mahkemesi bu konuda daha önce birçok kez karar vermiş olup, birçok başvuruda da, ileri sürülen bu türden şikâyetleri incelemeden reddetmiştir (Detay için bkz. Örnek AİHM başvuru formu, s. 10).
  1. AİHS’ye göre, bireylerin “gözaltına alındıktan sonra en kısa sürede bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önüne çıkarılma hakkı (AİHS m. 5/3)” ve “tutuklamanın hukuka uygun olup olmadığını denetletmek için kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkemeye başvurma (itiraz) hakkı (AİHS m. 5/4)” vardır. Türk Hukukunda hem gözaltı sonrası huzuruna çıkarılan hâkimliğin sulh ceza hâkimliği olması, hem de itirazın diğer bir sulh ceza hâkimliğine yapılması olguları ile bu hâkimliklerin kuruluş aşamasından bu yana ortaya çıkan somut bulgular dikkate alındığında (Detay için bkz. Ek-1: Detaylı Açıklamalar), tutuklanan her bir birey, tutuklama kararına itiraz ettikten hemen sonra, doğrudan AİHM’ye başvurabilir. Kısaca, bu şikâyetler açısından, AİHM’ye başvurmadan önce Anayasa Mahkemesine başvurmaya gerek yoktur. Eğer bu şikâyetleri de içeren bir başvuru formu ile AYM’ye başvuru yapmışsa, Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararının beklenmesine de gerek yoktur. Tutuklamaya itirazın reddinden hemen sonra ve her halükarda itirazın reddinden itibaren altı ay içinde AİHM’ye başvuru yapılmalıdır.
  1. Kısaca yukarıda belirtilenler dikkate alındığında, tutuklamaya ilişkin bazı şikâyetler (özellikle yukarıda belirtilen iki (2) şikâyet) açısından AYM’ye başvurmadan veya AYM kararı beklenmeden, itirazdan hemen sonra doğrudan AİHM’ye başvuru yapılabilir. Ancak AİHM’ye bu başvurunun yapılması, sekiz (8) civarındaki diğer şikâyet açısından ayrıca AYM’ye başvurmaya engel değildir. Hatta onlar açısından da itirazın reddinden itibaren 30 gün içerisinde mutlaka AYM’ye başvurmalı ve bu konuda AYM’nin kararı beklenmelidir. Sekiz civarındaki hak ihlalleri (şikâyet) açısından AYM karar verdikten sonra da AİHM’ye ikinci bir başvuru daha yapılmalıdır. Eğer söz konusu sekiz şikâyet açısından AYM karar vermeden AİHM’ye başvurulursa, bu sekiz şikâyet iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle AİHM tarafından reddedilir.
  1. Ancak Anayasa Mahkemesinin sekiz şikâyete ilişkin başvurular konusunda kısa sürede karar vermesi çok zordur; şu ana kadar verdiği kararlar dikkate alındığında AYM’nin siyasi tutuklular açısından olumlu karar vermesi ihtimali de son derece zayıf görünmektedir. Bu nedenle hiçbir suç delili olmadan, kaçma şüphesi veya delilleri yok etme tehlikesi bulunmadan, adli kontrolün yetersiz kalacağı gösterilmeden yapılan tutuklamaların illegal olduğunun tespiti açısından, en etkili ve en hızlı sonuç alınabilecek yol AİHM olarak görünmektedir. Bu nedenle usule uygun olarak AİHM’ye öncelikle başvurulmasında, mağduriyetlerin sonlandırılması ve yenilerinin önlenmesi açısından büyük yarar vardır.

 

  • HER BİR ŞİKÂYET AÇISINDAN BAŞVURU SÜRESİ NASIL HESAPLANMALI?
  1. Belirtildiği gibi, sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarına ilişkin şikâyetler özellikle AİHS’nin iki hükmünü ilgilendirmektedir. Bunlardan ilki, gözaltına alınan kişinin en kısa sürede bağımsız ve tarafsız bir hâkim huzuruna çıkarılma hakkına ilişkindir (AİHS m. 5/3). Bu konudaki şikâyet açısından altı aylık başvuru süresi, gözaltı süresinin sona erdiği tarih olan kişinin tutuklanmaya sevk edildiği anda işlemeye başlar ve altı ay sonra dolar. Dolayısıyla bu hususta AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürecek başvurucular, mutlaka gözaltının sona erdiği ve kişinin hâkim huzuruna çıkarıldığı günden itibaren altı ay içinde başvuruyu hazırlayıp postaya vermelidirler. Posta tarihi, başvuru tarihidir. Aksi halde AİHM bu şikâyeti, altı ay içinde yapılmadığı gerekçesiyle, incelemeden usulden reddeder.
  1. İkinci ihlal konusu, yukarıda belirtildiği gibi tutukluluğa itiraza ilişkin olup AİHS’nin 5/4 maddesini ilgilendirmektedir. Bu şikâyet açısından altı aylık süre, tutuklama kararına yapılan itirazın reddine ilişkin kararın kişiye tebliğ edildiği gün işlemeye başlar ve altı ay sonra sona erer. Örneğin itirazın reddi kararı 3 Ocak 2017 tarihinde ilgiliye veya avukatına tebliğ edilmişse, AİHM başvurusu en son 3 Temmuz 2017 tarihinde postaya verilmiş olmalıdır. Eğer itirazın reddi kararı kişiye tebliğ edilmemişse, altı aylık süre işlemeye başlamaz. Ancak kararın tebliğ edilmediğini başvuru formuna yazmak gerekir. İtirazın reddi kararını kalemden alırsanız, kalemden alma tarihini tebliğ tarihi olarak kaydettirip bu günü dikkate almak gerekir. Eğer talebe rağmen kararın bir örneği size verilmezse, bu durumu başvuru formunun 10. sayfasına yazıp, kararın tebliğ edilmediğini ve dolayısıyla bu şikâyet açısından 6 aylık başvuru süresinin işlemeye dahi başlamadığını belirtiniz. Eklere de itirazın reddine ilişkin kararın bu nedenle eklenemediğini belirtiniz.
  1. Ancak tutuklama kararı her 30 günde bir otomatik olarak uzatıldığı için, tutuklamanın devamı kararlarının her birine karşı itiraz hakkı vardır. Ayrıca, her an tahliye talebinde bulunma hakkı da CMK’da tanınmıştır; tahliye talebinde bulunup, bu talebin reddi halinde de, ret kararına karşı yedi gün içerisinde itiraz hakkı vardır. Kısaca tutuklamanın devamı kararı veya tahliye talebinin reddi kararlarından sonra da yedi gün içinde itiraz hakkı vardır. Bu durumlarda yapacağınız itirazın reddedilmesi halinde, AİHS’nin 5/4 maddesine ilişkin bu şikâyet açısından altı aylık başvuru süresi her defasında yeniden işlemeye başlar. Ancak AİHM’ye başvuru yaparken, bu şikâyete dayanak yaptığınız itirazın reddi kararının tarihini dikkate alınız ve herhangi bir itirazın reddi kararının tebliğinden itibaren bu şikâyetin altı ay içerisinde yapılmış olduğunu kontrol edip başvuru formunun 10. sayfasında bu durumu açıkça gösteriniz.
  1. Unutulmamalıdır ki, bu başvurudaki şikâyetlerin tamamı sulh ceza hâkimliklerine ilişkindir. Kamu davası açılıp dosya Ağır ceza mahkemesinin önüne gönderildikten sonra, tutukluluğun devamına ve itiraza artık sadece Ağır ceza mahkemesi karar vereceği için, yargılama aşamasında sulh ceza hâkimliği artık yetkili olmayacaktır. Bu nedenle, bu başvurudaki şikâyetleri en son dava açıldıktan sonra altı ay içerisinde ileri sürebilirsiniz. Dolayısıyla, iddianamenin hazırlanıp Ağır ceza mahkemesine sunulduğu aşamada verilen en son sulh ceza hâkimliği kararına (tutukluluğun devamına) itiraz ediniz. (Veya bu aşamada tahliye talebinde bulunup, sulh ceza hakimliğinin bu kararı reddetmesini bekleyiniz; tahliye talebinin reddi üzerine itiraz ediniz.). sulh ceza hakimliğince itiraz reddedildikten sonra altı ay içerisinde bu başvuruyu yapmanız yine mümkün olacaktır.
  1. Tutuklama veya tutuklamanın devamı kararlarına karşı, tutuklu olan kişinin eşi de itiraz edebilir. İnternet sitemizde yer alan Tutuklama başlığı altında yer alan itiraz dilekçelerinden birini kullanarak, başvurucunun durumuna uyarlayarak itiraz edebilirsiniz.
  1. Yukarıdaki açıklamaları dikkate alarak, AİHS’nin 5/3 maddesine ilişkin şikâyet açısından altı aylık süreyi kaçırmamak için, gözaltı süresinin sona erdiği ve tutuklamaya sevk tarihinden itibaren başvuruyu postaya vermekte yarar var. Eğer bu süreyi kaçırdıysanız, en azından herhangi bir tutuklamanın devamı kararına itiraz ediniz ve bu itirazın reddinden itibaren altı ay içerisinde AİHM’ye başvuru yapınız. Bu durumda başvuru formunda fazlaca bir değişiklik yapmayınız; AİHM büyük ihtimal ilk şikâyeti 6 ay kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddedip, sadece ikinci şikâyeti inceleyecektir.
  1. Örnek başvuru formunda bir de üçüncü bir şikâyete yer verilmiş olup, bu şikâyet belki de ilk kez AİHM tarafından incelenecektir. Bu şikâyet, tutuklamanın devamına da bağımsız ve tarafsız bir hâkimin karar vermesi gerektiğine ilişkin olup, bu şikâyet açısından da altı aylık süre, her bir uzatma tarihinden itibaren yeniden işlemeye başlar.

 AİHM BAŞVURUSUN BOŞ KISIMLARI NASIL DOLDURULMALI?

 AİHM’ye yapacağınız bu başvuruyu, tutukluluğa itiraz ettikten ve itiraza ilişkin karar verildikten hemen sonra VEYA internet sitesinde yer alan örnek AYM başvuru formuyla AYM’ye başvuru yaptıktan hemen sonra, örneğin bir hafta içerisinde yapabilirsiniz. Eğer AYM’ye başvuru yaptıktan sonra AİHM başvurusunu yaparsanız, olaylara bir paragraf ilave yapıp, AYM’ye de ayrıca başvurduğunuzu yazabilirsiniz; yazmasanız da sorun olmaz. Çünkü her iki başvurunun konusu farklı olup, AİHM önünde ileri sürülen şikâyetler açısından, AYM zaten etkisiz bir yol olarak gösterilmektedir.

  1. Ekte bir kısmı doldurulmuş olan AİHM başvuru formunu eksiksiz olarak doldurduktan ve eklerini de sırasıyla ekledikten (dizin pusulası) hemen sonra AİHM’ye postalayınız. Başvurunuzun AİHM’ye kaza olmadan ulaşması için güvenli bir kargo ile göndermenizde ve masraflara ilişkin belgeleri saklamanızda yarar var. Esasında her bir mahkeme ve özellikle AİHM’ye gönderdiğiniz her bir belgenin bir fotokopisini ve masraflara ilişkin belgeleri bir dosyada saklamanız iyi olur; kayıp halinde fotokopileri kullanıp başvurunuzu yenileyebilirsiniz. Ayrıca başvurunuzun AİHM’ye ulaşıp ulaşmadığını da kontrol ediniz.
  1. Başvuru formundaki boşlukları aşağıda açıklandığı gibi doldurunuz ve ekleri kendiniz hazırlayıp, sırasıyla başvuru formuna ekleyerek başvurunuzu hazır hale getiriniz. AİHM başvurusuna ilişkin evrakları: 1- AİHM Başvuru Mektubu (Örnek mektup, ekranın size göre sol tarafında yer almaktadır.), 2- AİHM 1. Başvuru Formu (Örnek, ekranın size göre sol tarafındadır.) ve 3- Ekler olarak sırasıyla hazırlanıp zarfa konmalıdır. Zarfın üzerine adres olarak, AİHM Başvuru Mektubu’nda yer alan adres yazılmalıdır:

The Registrar

European Court of Human Rights

Council of Europe 67075

Strasbourg Cedex – FRANCE

  1. Başvuru formunun (2- AİHM 1. Başvuru Formu) 1 ve 3. sayfalarını eksiksiz bir şekilde doldurunuz. Başvuruyu bir avukat veya temsilcisi yapacak olursa, başvuru formunun 3. Sayfasındaki yetki belgesi kısmına hem başvurucu hem de temsilci mutlaka ıslak imza atmalıdır. İlk başvuru aşamasında başvurucunun eşi, başvurucuyu temsilen doğrudan başvuru yapabilir. Avukat ya da hukukçu olması da şart değildir. Ancak bunun için başvuru formunun 3. sayfasını eksiksiz doldurup, 3. Sayfanın son kısmındaki 3 – YETKİ BELGESİ kısmını hem temsilci eş imzalayıp hem de başvurucuya imzalatarak, eşinin kendisine yetki verdiğini ispatlaması gerekir. Başvuru formunun 3. Sayfasının size göre sol tarafını avukat olmayan temsilci (eş) doldurmalıdır.
  1. Eğer cezaevi idaresi 3. sayfadaki yetki belgesinin “başvurucunun imzası” kısmını, tutuklu yakınınıza imzalatmaya izin vermezse, bu konuda internet sitemizde yer alan “Tutuklular AİHM’ye Nasıl Başvurabilir?” başlığı altındaki açıklamaları dikkate alarak hareket ediniz. Bu durumda AİHS’nin 34. maddesinde korunan bireysel başvuru yapma hakkının da ihlal edildiğini içeren ikinci bir AİHM başvurusu yapmak gerekecektir. Detaylı açıklamalar ve örnek metinler, internet sitesinde belirtilen başlık altında yer almaktadır.
  1. Başvurucu gerçek kişi olduğu için, başvuru formunun birinci sayfasının size göre sol tarafını (1 – 1-9 arasını) doldurunuz. Formun ikinci sayfasında sadece “TUR – Türkiye” kutucuğunu işaretlemek yeterlidir. Örnek başvuru formunda söz konusu kutucuk işaretlenmiştir. Başvuru formunun üçüncü sayfası, eğer avukat aracılığıyla başvuru yapılıyorsa sadece size göre sağ tarafı, avukat dışında bir temsilci (örneğin EŞ) tarafından başvuru yapılıyorsa sadece sol tarafı doldurmak gerekir.
  1. Dördüncü sayfa sadece tüzel kişilere ilişkin olup, özgürlük ve güvenlik hakkı açısından ilgisiz olduğu için, bu sayfayı boş bırakınız.
  1. Başvuru formunun beş-yedinci sayfaları şikâyetlere dayanak olan OLAYLARA ayrılmıştır. Bu metnin sonunda aşağıda “Örnek Olaylar” isimli bir metin yer almaktadır. Bu örnek olayları Word’da başvurucunun durumuna uyarlayarak, başvurucuya özgü olarak OLAYLARI hazırlayabilirsiniz (olayların 4 sayfadan fazla olmamasında yarar var). Hazırladığınız olayları daha sonra başvuru formunun 5, 6 ve 7. sayfalarına aktarınız (kopyalayıp yapıştırınız). Kronolojik olarak olayları bir yabancının anlayacağı basitlikte ifade ediniz. Şikâyetlerin tamamı sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsızlığına ilişkin olduğu için, bu başvuru açısından sadece tutuklama, tutuklamanın devamı, itiraz, itirazın reddi gibi olaylara kronolojik (tarihsel) olarak yer vermeniz yeterli olabilir. Örnek olaylar başvuru formunun belirtilen sayfalarına da aktarılmıştır. Eğer arzu ederseniz doğrudan başvuru formunda değişiklik yaparak olayları yazabilirsiniz. Özellikle 5. Sayfada BÜYÜK HARFLERLE yazılı kısımları başvurucunun durumuna uyarlamanız yeterli olur. Örneğin, “Başvurucu …/…/… tarihinde ANKARA 1. SULH CEZA HAKİMLİĞİ tarafından tutuklanmıştır” cümlesindeki tarihi yazmanız ve (gerekiyorsa) mahkeme ismini değiştirmeniz yeterli olur. Başvuru formunun 5. Sayfasındaki ilk beş paragrafı (1-5) kontrol edip, boşlukları doldurmanız ve ilgili bölümleri somut durumunuza uyarlamanız yeterli olabilir. Özellikle sulh ceza hâkimliklerine ilişkin olaylarda herhangi bir değişiklik yapmaya kural olarak ihtiyaç yoktur. İsterseniz başvuru formundaki olayları sildikten sonra, aşağıdaki olaylardan yararlanarak hazırladığınız olayları 5-7. sayfalara siz de aktarabilirsiniz.
  1. Başvuru formunun sekiz ve dokuzuncu sayfaları hak ihlallerine (şikâyetlere) ilişkin olup, bu bölüme dokunmamanızda yarar var; tüm başvurulara uygun olarak hazırlanmıştır.
  1. Başvuru formunun Onuncu sayfasındaki son paragraf (6 ay kuralına ilişkin açıklama) hariç, üst kısmına dokunmayınız. Sadece son paragrafı (6 ay kuralı) somut olaya uyarlayınız ve boş bırakılan tarihleri doldurunuz. Eğer olayların tarihi dikkate alındığında, altı ay konusunda herhangi bir sorun görünmüyorsa, tebliğ tarihini yazmak çok da önemli olmayıp, eğer tebliğ yapılmazsa, kararın henüz tebliğ edilmediğini yazıp başvuruyu doldurup hemen AİHM’ye gönderebilirsiniz. Talep etmenize rağmen itirazın reddi kararı tebliğ edilmez veya verilmezse şu cümleyi de ekleyebilirsiniz: “…/…/… tarihinde itirazı reddeden sulh ceza hakimliği kaleminden talep etmeme rağmen, kararın bir örneği tarafıma verilmedi. Bu nedenle eklere bu kararın bir örneğini eklemem mümkün de olmamıştır.” Bu durumda benzer bir ifadeyi eklerin yer aldığı 12. sayfaya, bu ekin karşısına da yazınız: “Talep etmeme rağmen itirazın reddi kararı tarafıma verilmemiştir”.
  1. Başvuru formunun on birinci sayfasında, sadece 66 ve 67 numaralı kutucuklardaki bilginin doğruluğunu kontrol ediniz. Başvurunuz varsa, evet kutucuğunu işaretleyip, ilgili bölüme başvuru numarasını yazınız.
  1. Başvuru formunun on ikinci sayfasında belirtilen ekleri adeta bir kitap gibi hazırlayınız; tüm ekleri sırasıyla arka arkaya koyduktan sonra, her sayfanın sağ üst köşesine tükenmez kalemle sayfa numarası veriniz (1 den sona doğru). Başvuru formunun on ikinci sayfasındaki her bir ekin karşısına, bu ekin başladığı sayfayı yazınız.
  1. Başvuru formunun on üçüncü sayfasında, 70 numaralı kutucuğa, başvuruyu postaya verdiğiniz tarihi veya bir önceki günün tarihini atınız. 71. kutucuğu temsilci olarak imzalayınız. 72. Kutucuğa temsilcinin ismi ve AİHM ile yazışma adresini yazınız – adreste değişiklik olması durumunda, başvuru numarasını belirttiğiniz bir mektupla adres değişikliğini mutlaka AİHM’yi bilgilendiriniz – adres bildirme mektubunu önce fakslayıp, daha sonra postalayınız. Eğer başvuruyu doğrudan başvurucu yapacak olursa, 71 ve 72. kutucuklarda başvurucu kısmını işaretleyip ona göre bu kutucukları doldurması gerekir (Bu aşamada başvuruyu bir temsilcinin yapmasını öneriyoruz). Başvuru formunun üçüncü sayfasındaki yetki belgesine ilişkin bilgiler ile bu kısımdaki bilgiler uyumlu olmalıdır. Başvuruyu temsilci yapıyorsa, on üçüncü sayfada ona ilişkin bilgiler yer almalı ve son bölüm temsilci tarafından imzalanmalı ve temsilcinin ismi ve adresi yazılmalıdır. Eğer avukat olmazsa, bu aşamada başvuru eş, reşit çocuklar, anne/baba veya başvurucunun kardeşi tarafından (temsilci olarak) yapılabilir.
  1. Başvuru formunun on ikinci sayfasında belirtilen EK 1 ekranın size göre sol tarafında yer almaktadır. EK 1 – Olaylar ve Şikayetlere Dair Açıklamalar” isimli belge her başvuruda kullanılacak şekilde hazırlanmıştır. Kural olarak bu metinde herhangi bir değişiklik yapmanıza gerek olmayıp, sadece kontrol için okunmanız yeterlidir. Kolayca her başvuruya eklenebilmesi için, uyarlamaya gerek kalmadan kullanabileceğiniz şekilde yazılmıştır. Unutulmamalıdır ki, EK 1’de yer verilen argümanlar ve somut bulgular olmadan başvurudan olumlu sonuç almanız neredeyse imkânsızdır. Aksi durumda başvurunuz somut bulgulara dayalı olmadığı için basit bir gerekçe ile reddedilebilir. EK 1’i AİHM’ye sunulacak başvuru formundan hemen sonra gelecek şekilde koyunuz, diğer ekleri de arka arkaya ekleyerek başvurunuzu hazır hale getiriniz. EK 1 isimli belgede değişiklik yapar veya benzer olgularla ekleme yapmayı düşünürseniz, biliniz ki bu metin 20 sayfadan kesinlikle fazla olmamalı ve şeklinde de herhangi bir değişiklik yapılmamalıdır. EK 1’in şeklinde herhangi bir değişiklik olmadan yazdırmanız için, pdf formatta olan metni kullanmanız tavsiye edilir.
  • GENEL OLARAK AİHM’DE YARGILAMA USULUNE İLİŞKİN BİLGİ
  1. Kural olarak, başvuru yapıldıktan ortalama üç ya da dört ay sonra, başvurunun Mahkemeye kaydedildiği yönünde başvurucuya veya temsilcisine bir mektup gelir. Eğer başvuru formunda veya kabul edilebilirlik şartlarında eksiklik varsa, başvuru kabul edilemez bulunup reddedilebilir. Bu aşamada eğer İç tüzüğün 47. maddesi gereğince başvuru reddedilmişse, altı aylık süre geçmemişse, başvuru formundaki eksikleri gidererek yeni başvuru yapabilirsiniz. İç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle başvuru reddedilmiş ise, bu durumda iç hukuk tüketilince aynı konuda yeniden başvuru yapabilirsiniz.

 Aradan altı ay geçmesine rağmen, AİHM’den başvurunun Mahkemeye kaydedildiği ve başvuru numarası verildiği yönünde bir mektup gelmezse, AİHM’ye bir mektup yazarak (Bu mektubun şekli, ekranın size göre sol tarafında yer alan “AİHM Başvuru Mektubu” benzeri olabilir.), “…/…/… tarihinde başvuru formu ve eklerini postaya verdiğinizi ve buna rağmen AİHM’den herhangi bir cevap alamadığınızı” ifade edip, başvurunun Mahkemeye ulaşıp ulaşmadığını sorabilirsiniz. Bu mektubun ekine, ilk başvurunun posta alındısının fotokopisini de ekleyebilirsiniz. Bu mektup ve ekini önce fakslayıp, daha sonra da posta ile gönderiniz. Eğer AİHM’den, sizin adınıza herhangi bir başvuru ulaşmadığını belirten bir yanıt alırsanız, daha önce fotokopilerini sakladığınız başvuru formu ve ekleriyle ve geçmiş tarihli posta gönderisinin fotokopisiyle başvurunuzu yeniden yapabilirsiniz. Yine de başvuru formu ıslak imzalı olmalıdır. Bu durumda AİHM’den başvurunuzun geçmiş tarihli olarak kabul edilmesini de talep ediniz ve buna gerekçe ve dayanak olarak, önceki başvurunun postaya verildiğini gösteren fotokopileri ekleyiniz.

  1. Eğer başvuru esastan incelenmeyi gerektiren şikâyetler içeriyorsa, aradan bir süre geçtikten sonra (bir ya da birkaç yıl) AİHM başvuruyu Hükümete görüşlerini sunması için tebliğ eder; aynı anda başvurucuya da bu durumu bildiren bir mektup gönderir. Başvurucunun bu aşamada yapması gereken herhangi bir işlem yoktur. Hükümete belirli bir süre verilir ve görüşlerini bildirmesi istenir.
  1. Hükümet görüşlerini AİHM’ye sunduktan sonra, Hükümet görüşleri bu kez başvurucu tarafa bildirilir. Başvurucudan karşı görüşlerini ve maddi ve manevi tazminat taleplerini sunması istenir. Bu aşamada başvurucu mutlaka kendisine verilen süre içerisinde karşı görüşlerini ve tazminat taleplerini ve yaptığı mahkeme masraflarını talep eden bir KARŞI GÖRÜŞ VE TAZMİNAT TALEPLERİ metni hazırlayıp AİHM’ye göndermelidir. Başvurucu karşı görüşlerini göndermek için AİHM tarafından kendisine verilen süreye kesinlikle uymalıdır; süre yetmezse, süre dolmadan Mahkemeye faks çekerek, bir ya da iki haftalık ek süre verilmesi talep edilebilir. AİHM her zaman mektupların postaya verilme tarihini dikkate alır. Maddi ve manevi tazminat talepleri mutlaka rakamla belirtilmelidir. Manevi tazminat miktarı istendiği kadar fazla olabilir ve ispatlamak için bir gerekçe ileri sürmeye de gerek yoktur; bir milyon avro gibi. Ancak maddi tazminat talepleri mutlaka uğranılan maddi zararlara ilişkin olmalı ve delillendirilmeye çalışılmalıdır; mülkiyet hakkı ihlalinde olduğu gibi.
  1. Başvurucu görüşleri mahkemeye ulaşınca, AİHM başvurucunun karşı görüşlerini bu kez Hükümete tebliğ eder ve Hükümetin ikinci görüşleri alınır. Hükümetin ikinci görüşleri de başvurucuya sadece bilgi için bildirilir ve dosya karar için hazır hale gelir. Bundan sonra karar verilir ve karar taraflara tebliğ edilir. Görüşlerin alınması ve karar süreci de yaklaşık iki yıl alabilir.
  1. Karar aleyhe çıkarsa, başvurunun Büyük Daire önünde tekrar incelenmesi istenirse, gerekçeli olarak 3 ay içerisinde Büyük Daire talebinde bulunmak gerekir.
  1. AİHM ile yaptığınız tüm yazışmaları mutlaka DHL/UPS gibi güvenli bir kargo veya iadeli taahhütlü mektupla yapınız. Gönderdiğiniz başvurunun ve diğer mektupların gönderme belgelerini mutlaka saklayınız. Postaya verdiğiniz başvurunun veya mektupların AİHM’ye ulaşıp ulaşmadığını mutlaka kontrol ediniz. Posta masrafları dâhil, yaptığınız harcamaların tamamının makbuzlarını dosyada saklayınız. Yapılan masraflar kanıtlandığı sürece, ikinci görüşleri sunma aşamasında AİHM’ye bu masraflara dair belgelerin fotokopileri sunulup, yapılan masraflar talep edilebilir.
  1. Maddi durumu iyi olmayan başvurucular AİHM’den adli yardım talebinde de bulunabilir.
  1. AİHM’den gelecek mektupları her defasında dikkatlice okuyunuz. Eğer sizden bir belge ya da bilgi istenmekte ise size verilen süre içerisinde bu bilgi ya da belgeyi AİHM’ye aynı şekilde (DHL/UPS veya iadeli taahhütlü) gönderiniz. AİHM’den gelen mektupta belirtilen son tarihten en az bir gün önce, istenen belgelere dair mektubu mutlaka postaya veriniz. Anlamadığınız durumda bilen birilerine mutlaka danışıp ne yapmanız gerektiğini öğreniniz.
  1. AİHM’ye başvuru yapmayı engellemek için akla hayale gelmeyen engeller çıkaranların, posta ile sizin AİHM’ye gönderdiğiniz mektuplar ile AİHM’den size gelen mektupları yok etme ve AİHM’ye ve size ulaştırmama ihtimali de bulunmaktadır. Bu nedenle azami dikkatli olmanızda yarar vardır. Eğer Hükümete görüş için başvuru tebliğ edildikten 6 – 8 ay sonra size hala herhangi bir karşı görüş mektubu gelmezse, bu durumda da AİHM’ye faks çekip durumu sorunuz. Karşı görüş için herhangi bir mektup almadığınızı ve başvurunuzu takip etmek istediğinizi belirtiniz.
  1. Kural olarak başvuru süreci yukarıda özetlendi. Eksiksiz bir başvuru yapılırsa sadece yukarıdaki yazışmalar yapılacak ve başkaca belge istenmeyecektir.
  1. Ekranın size göre sol tarafında yer alan AİHM başvuru formunu bilgisayarınızda açamazsanız, internetten Adope Reader 9, Foxit Reader 7 veya başka bir pdf programını bilgisayarınıza indirip, bilgisayarınıza kurunuz. Daha sonra AİHM başvuru formunu (2016 yılına ait başvuru formu) yeniden açmayı deneyiniz. Uygun programın varlığı halinde başvuru formu açılacaktır.

…………

AİHM BAŞVURU FORMUNUN 5-7. SAYFALARINA AKTARILACAK ÖRNEK OLAYLAR

NOT: Aşağıda yazılan örnek olaylar dikkate alınarak her bir başvurucu kendi durumuna uygun olaylar yazıp, AİHM başvuru formunun 5-7. sayfalarına bu olayları aktarabilir. Aşağıdaki olaylar her bir başvurucu tarafından kendi durumuna uygun olarak hazırlanıp durumuna uyarlanabilir. Aşağıdaki örnek olaylar başvuru formunun 5-7. Sayfalarına da aynen aktarılmıştır. Arzu ederseniz doğrudan başvuru formu üzerinde ilk beş paragrafta düzeltme ve uyarlama yapabilir; isterseniz Word’da uyarlayıp, başvuru formundakilerini silerek, onların yerine Word’da kendi hazırladığınız olayları aktarabilirsiniz.

TUTUKLANAN HERKES TARAFINDAN KENDİ DURUMUNA UYARLANABİLECEK ÖRNEK OLAYLAR

  • Başvurucu bir İŞADAMI/ ÖĞRETMEN /MEMUR/ HAKİM/ SAVCI/ KAYMAKAM/ SUBAY/ASTSUBAY/EMNİYET AMİRİ olup, bu başvurunun yapıldığı tarih itibariyle SİNCAN KAPALI CEZAEVİNDE
  • Başvurucunun Tutuklanma Süreci
  • Başvurucu …/…/… tarihinde evinde arama yapıldıktan sonra gözaltına alınarak, …/…/… tarihine kadar gözaltında tutulmuştur. Polis ve savcılık tarafından ifadesi alındıktan sonra tutuklanma talebiyle hâkim önüne sevk edilmiştir.
  • …/…/… tarihinde ANKARA 1. SULH CEZA HAKİMLİĞİ huzuruna çıkarılmıştır. Belirli bir olaya özgü olarak ve Paralel Yapı adı verilen yapı ile mücadele için kurulduğu 2014 yılında yürütme organı mensuplarınca açıklanan (Bu konuda detaylı bilgi için aşağıya ve Ek- 1’e bakınız.) sulh ceza hâkimliklerinden biri olan söz konusu hâkimlik tarafından tutuklanmıştır (Ek- 2).
  • Dosyada kısıtlama kararı olduğu için tutuklamaya ilişkin belgelere erişemeden …/…/… tarihinde tutuklama kararına itiraz edilmiştir (Ek- 3).
  • Ancak söz konusu itiraz talebi …/…/… tarihinde bir sonraki sulh ceza hakimliği tarafından reddedilmiştir (Ek- 4). İtirazın reddi kararı …/…/… tarihinde tebliğ edilmiştir.
  • Sulh ceza hâkimliklerinin kurulma süreci, amacı ve bağımsız olmadıklarına dair somut bulgular
  • Ek- 1 isimli metinde detaylı açıklandığı gibi sulh ceza hâkimlikleri 28.6.2014 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan kanunla, özel olarak Paralel Yapı adı verilen yapı ile mücadele amacıyla kurulmuştur. Bu konuda aşağıda sınırlı bazı olaylara yer verilmiş olup detay bilgi Ek- 1’de yer almaktadır.
  • 6.2014 tarihinde bir gazeteci, o tarihteki Başbakan Erdoğan’a, “Paralel Yapı’ya operasyon yapılacak mı?” şeklinde bir soru sormuştur. Başbakan bu soruya, “Yürütmenin adımlarını paralel yargı köstekliyor. Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanının önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak.” şeklinde cevap vermiştir. Aynı gün, tam bir ay sonra 100’den fazla polisin gözaltına alınmasına ilişkin operasyonu kast ederek, “Bir proje geliştiriyoruz. Bu işin alt yapısını oluşturuyoruz” açıklamasını da yapmıştır.
  • Başbakan Erdoğan, 10.8.2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi Büyük Birlik Partisi’ni (BBP) ziyaret etmiştir. Bu ziyarette, yukarıdaki düşüncesini daha açık bir şekilde BBP temsilcileri ile de paylaşmıştır. Ziyarette hazır olan BBP Genel Başkan Yardımcısı Remzi Çayır, Tayyip Erdoğan’ın kendileri ile paylaştığı görüşü şu şekilde açıklamıştır: “Recep Tayyip Erdoğan ziyarette, “Sulh ceza hâkimlikleri ile ilgili düzenleme yaptık. Şu an Abdullah Bey’in önünde. Bir hafta, 10 gün içerisinde çıktığında bunların (Gülen Hareketi kast edilmektedir) defterini düreceğim.” ifadelerini kullandı”. Remzi Çayır, bu olayı bir televizyon kanalında da yinelemiş olup, başvurunun yapıldığı tarihe kadar bu beyanlar yalanlanmamıştır.
  • Sulh ceza hâkimlerine ilişkin yasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra, 16 Temmuz 2014 tarihinde İstanbul Adliyesine toplam 6 sulh ceza hâkimi atanmıştır. 20 Temmuz 2014 tarihinde, Başbakan Ordu ilinde, (iki gün sonra) polislere karşı yapılacak operasyonu kast ederek, “Yargı süreci başlıyor; (bu süreci) sulh ceza hâkimlikleri götürecek şeklinde açıklama yapmıştır. 20 Temmuz 2014 tarihinde, “Paralel yapıyla mücadele için, biliyorsunuz bu atamaların yanında, sulh ceza hâkimliği ile alakalı da atamalar yapıldı. Bunların hepsi yarından itibaren görevlerini yapmaya başlayacaklar. Gerek emniyet, gerek yargıda nelerin olacağını göreceğiz.” açıklamasını yapmıştır (http://haber.star.com.tr/politika/basbakan-erdogan-paralel-yapiyla-mucadele-etmeyen-bedelini-agir-oder/haber-915819). Özellikle bu açıklama, sulh ceza hâkimliklerinin gerçek kurulma amacını ve hâkimlerin nasıl atandığını açıkça göstermektedir.
  • İstanbul Adliyesi’ne atanan sulh ceza hâkimleri 21.7.2014 tarihinde görev yapmaya başlamışlardır. Atanan altı hâkimden biri olan Hulusi Pur, göreve başladığı ilk gün, toplam 106 klasör, 7 hard disk, 1292 sayfalık CD ve 238 kişiye ait dinleme kayıtlarını inceleyerek, 100’den fazla polise ilişkin arama ve el koyma kararları vermiştir. Kararın alınmasından birkaç saat sonra da, 22 Temmuz 2014 tarihinde, gece yarısı saat 01.30’dan itibaren polislerin evlerinde aramalar başlamış ve 100’den fazla polis gözaltına alınmıştır.
  • 04.2016’da A Haber isimli iktidar güdümündeki bir haber kanalında, “Arka Plan” isimli bir programa katılan AKP’nin etkili milletvekillerinden Galip Ensarioğlu, Başkanlık Sistemini savunduğu beyanlarında, “Parlamenter sistem bizim işimize gelir. Yasama da bizde, yürütme de bizde, yargı da bizde. Bizim, yani Meclis’in AK Parti hükümetini denetlemek gibi bir şeyi olabilir mi?” ifadelerini kullanarak, yargının resmen AKP’nin kontrolünde olduğunu itiraf etmiştir. Aynı programda, üç dönem AKP milletvekilliği ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanlığı yapmış Anayasa Hukuku profesörü Burhan Kuzu da, bu beyanları destekler mahiyette, “Oğlan bizim, kız bizim; niye denetleyelim” ifadelerini kullanmıştır. Kuvvetler Birliği rejimine geçiş ve dolayısıyla yargının da tek kişi ya da grubun talimatlarına bağlı olduğu ve diktatörlük anlamına gelen bu beyanların kamuoyunda eleştirilmesi üzerine, 07.04.2016’da RS FM isimli radyoda, gazeteci Yavuz Oğhan’ın “Yanlışlıkla mı ağzınızdan kaçırdınız?” şeklindeki sorusuna, Galip Ensarioğlu, “Yanlışlıkla ağzımdan kaçırmadım.” diyerek, beyanlarının sürç-i lisan olmadığını ifade etmiştir. Unutulmamalıdır ki, belirtilen iki isim, iktidar partisi AKP’nin MKYK’sında yer alan ve beyanları partiyi bağlayan isimler arasındadır.
  • 26 Nisan 2016 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre, Can Dündar ve Erdem Gül hakkındaki AYM kararıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanı, görüştüğü “AYM heyeti ve (AYM Başkanı Zühtü) Arslan’a “sitem ederek” … “Verdiğiniz karar yanlıştır. Çünkü mesele, (MİT TIR’ları haberleri), bizim için milli güvenlik meselesidir, bizim bu konudaki hassasiyetimize uyumlu karar vermenizi beklerdik” demiştir. AYM Başkanı ise, “Erdoğan’ın “milli güvenlik konusunda hassasiyet gösterilmesi” yönündeki sözlerine Doğu ve Güneydoğu’daki “sokağa çıkma yasakları” konusunda yapılan başvuruların AYM tarafından reddedilmesini örnek gösterdi. Arslan, yüksek mahkemenin hak ihlallerinin “devleti yönetenlerin emriyle yapıldığı” yönünde kanaat oluşması halinde sokağa çıkma yasağının hak ihlali olarak görülebileceğini belirterek, “Ancak, sokağa çıkma yasaklarını bu kapsamda değerlendirmedik ve devletin milli güvenlik politikası çerçevesinde karar verdik” mesajını iletti.” Türkiye Cumhuriyeti’nin fiilen en önemli karar alıcısı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, AYM üyelerine “bu konudaki hassasiyetimize uyumlu karar vermenizi beklerdik” şeklindeki mesajının, söz konusu üyeler üzerinde yapacağı etkiyi ve benzer konularda daha sonra verilecek kararları nasıl etkileyeceği hususunu açıklamaya dahi gerek yoktur. Bu haber bu başvurunun yapıldığı tarihe kadar yalanlanmamıştır.
  • Venedik Komisyonu’nun eski üyesi olan Anayasa Hukuku Profesörü Ergün Özbudun, 15.10.2015 tarihinde katıldığı ve Özgürlük Araştırma Derneği tarafından İstanbul’da, Taksim Elit World Hotel’de düzenlenen “Hukuk Devleti Konferansı”nda, “Son yıllarda demokrasimizin en büyük yara aldığı alan yargı, yargı bağımsızlığı ve hukuk devletidir. … Yargı alanındaki gerilemeyi, bozulmayı esas tetikleyen olay da 17-25 Aralık soruşturması olmuştur. Bunu örtbas etmek amacıyla çıkarılan bir dizi kanun, netice itibariyle yargı bağımsızlığını sıfırlamıştır. İlk hamle olarak da adli kolluk kanunlarının değiştirilmesidir. Sonra malum HSYK Kanunu ve yaraların en büyüğünü açtığına kani olduğum sulh ceza hâkimlerini kuran kanun. … Nihayet iki yüksek mahkemenin yapılarını iktidar lehine değiştirme amacını güden kanun ve düzenleme tamamen bu mahkemeleri kendi yandaşlarıyla doldurma amacını gütmüştür. Öyle görünüyor ki bunu da başarmıştır. Bunlarla birlikte, yargı organının zaptı ya da bağımlı bir yargı organı yaratılması teşebbüsünün büyük bir ölçüde başarıya ulaştığı söylenebilir. HSYK seçimlerinde bu görülmüştür. Hükümetin lojistik destek verdiği grup, (13 Ekim 2013 tarihli HSYK) seçim sürecinde amacını yasama ve yürütme ile uyumlu çalışma olarak açıkça itiraf etmiştir. Benim bildiğim yargının görevi yasama ve yürütme ile uyumlu çalışmak değil, onları denetlemektir. Böylece, kısmi bir Anayasa Mahkemesi dışında yargıyı zapt etme süreci tamamlanmış gibi görülüyor” değerlendirmelerinde bulunmuştur. Bu değerlendirmeler, objektif bir gözlemcinin son otuz ayda yargı alanında Türkiye’de yaşananları özetleyen ve son durumu tespit eden son derece önemli değerlendirmeleridir.
  • 13 Mayıs 2016 tarihinde http://m.t24.com.tr isimli internet haber portalında kaleme aldığı “Bir demokrasi cephesine gereksinim var” isimli yazıda, AİHM eski hâkimi Rıza Türmen, “Türkiye’deki rejimin adının demokrasi olmadığı konusunda artık içeride ve dışarıda bir görüş birliği var. Yargının bağımsız olmadığı, basın ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi temel hak ve özgürlüklerin sürekli ihlal edildiği, güçler ayrılığının ortadan kaldırılarak tüm gücün tek elde toplandığı, her türlü eleştirinin “paralel yapı” ya da “terörle mücadele” bahanesiyle bastırıldığı, toplumda korku ve baskının egemen olduğu, kendi deneyimlerimizden ve uluslararası deneyimlerden yenen ya da yenilen olamayacağını bildiğimiz bir iç savaşta her gün onlarca insanın yaşamını yitirdiği, kentlerin boşaltıldığı, giderek içine kapanan, kendi karanlığına gömülen bir Türkiye’de bir uçuruma doğru sürüklendiğimizi görmemenin olanağı yok. Bunu iktidar partisi de görüyor. Ancak onlar için her şeyden önemli bir “dava” var. Kendisinden olmayan yüzde 50 üzerinde hegemonik bir yapı kurarak, tek tipçi, otoriter, tek adamın iradesine dayanan, dinsel referanslı yeni bir Türkiye kurmak.” ifadeleri ile Türkiye’de son dönemdeki resmini çekmiş ve yargının bağımsız olmadığı gibi, kuvvetler ayrılığının da ortadan kaldırıldığını beyan etmiştir.
  • 26 Mayıs 2016 tarihinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 27 Mayıs 2016 tarihinde Kırşehir ilinde Ahilik Haftası çerçevesinde yaptığı konuşmada, “Dün (MGK’da) yeni bir karar daha aldık. Legal görünüm altındaki illegal terör örgütü dedik. Fetullahçı Terör Örgütü olarak tavsiye kararını aldık ve Hükümete gönderdik. Şimdi Hükümetten de Bakanlar Kurulu kararı bekliyoruz. Bunların terör örgütü olarak tescilini de gerçekleştireceğiz. PYD ne ise, YPG ne ise, PKK ne ise bunlar da aynı kategoride yargılanma sürecinin içerisine girecekler. Zira bu millete çok çektirdiler. Bu milleti, ümmeti parçaladılar. Bunların ümmeti parçalamalarına fırsat veremeyiz. Bir kısmı kaçtı, bir kısmı cezaevinde.” ifadelerine yer vermiştir. Cumhurbaşkanının bu sözleri sarf ettiği ve Ankara’ya 187 km uzaklıktaki bu mitingde, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay başkanları da ön sıralarda kendisini dinleyenler arasında yer almış ve Cumhurbaşkanının ana muhalefet partisini eleştiren beyanlarını müteakip, alkış tuttukları gözlenmiş, bu durum medyaya yansımıştır.
  • 30 Mayıs 2016 tarihli Bakanlar Kurulu Toplantısı sonrası, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, “Paralel Devlet Yapılanmasının (PDY) daha önceki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarında legal görünümlü illegal bir yapılanma olduğunun altı çizilmiş, yine daha önceki MGK toplantılarında Paralel Devlet Yapılanması ile ilgili olarak, devlet olarak top yekün mücadelenin esas alındığı ifade edilmiştir. MGK’nın tavsiye kararı ile birlikte Paralel Yapı ile mücadelede yeni bir safhaya geçilmiştir. PDY ilk kez MGK toplantısında tavsiye kararı olarak bir terör örgütü olarak nitelendirilmiş ve bundan sonraki mücadelenin ana çerçevesi de bir terör örgütü ile mücadele şekline getirilmiştir. Dolayısıyla bunun gerektirdiği her şey hem Hükümet tarafından hem gerekli yargı birimleri tarafından yerine getirilecek, uygulama aksatılmadan sürdürülecektir.” açıklamasını yapmıştır. Ayrıca, Cumhurbaşkanı’nın 26 ve 27 Mayıs 2016 tarihlerinde yaptığı Rize ve Kırşehir ziyaretlerinde yüksek yargı organlarının başkanlarının kendisine eşlik etmesine ilişkin eleştirilere dair olarak, “Yargı kurum ve kuruluşları son olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamına bağlıdır.” değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu açıklamanın yürütme organı adına yapıldığı ve tüm bir yürütmeyi bağladığı, uluslararası hukuk açısından devleti bağladığında kuşku yoktur.
  • 31 Mayıs 2016 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, yukarıda belirtilen tartışmalara dayalı olarak, “Ben, yargının da, yürütmenin de yasamanın da Cumhurbaşkanıyım” açıklamasını yapmıştır.
  • Can Dündar ve Erdem Gül, 92 gün tutuklu kaldıktan sonra, Anayasa Mahkemesinin ifade özgürlüğü ve özgürlük ve güvenlik hakkı ihlali kararı vermesinden sonra tahliye edilmişlerdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 28 Şubat 2016 tarihinde, Can Dündar ile Erdem Gül’ün tahliyesi sonrası, “Bu olayın ifade özgürlüğü ile yakından uzaktan alakası yoktur; bu bir casusluk davasıdır. Bana göre, medyanın sınırsız özgürlüğü olamaz…. Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir karar vermiş olabilir. Ben Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara sessiz kalırım. … Ama onu kabul etmek durumunda değilim ve verdiği karara da uymuyorum; saygı da duymuyorum. Bu bir tahliye kararıdır. Aslında onlarla ilgili karar veren mahkeme kararında direnebilirdi. Eğer kararında direnmiş olsaydı Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar boşa çıkacak veyahut da şu anda tahliye edilmiş olan bu kişiler AİHM’ye gideceklerdi. Oradan alacakları netice bellidir. Bu şekilde atılmış adımlar doğru adımlar değildir.”
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, 4.3.2016 tarihinde Batı Afrika ziyareti sırasında, Türkiye’nin Nijerya Büyükelçiliği’nde gazetecilere yaptığı açıklamada “Anayasa Mahkemesi Başkanı “Anayasa Mahkemesinin verdiği karar her şeyin üstündedir; herkesi bağlar” diyor. Anayasa ve yasa değişikliklerinde evet bağlayıcıdır ama bireysel başvurularla ilgili olarak böyle bir şey ileri süremezsiniz. Eğer bağlayıcı ise tekrar birinci mahkemeye gitmemesi lazım. Birinci mahkeme kalkar da kararında diretirse Anayasa Mahkemesinin verebileceği hiçbir karar yoktur. Nereye gider bu? O kişiler isterlerse AİHM’ye gidebilirler. AİHM eğer Anayasa Mahkemesinin verdiği istikamette karar verirse, o da sadece tazminat bakımından bağlayıcıdır. Devlet de o tazminata itirazlarını yapar veya o tazminatı öder. … Kusura bakmayın bu tür tutuksuz yargılamalar ülkenin güvenlik sırlarını tehlikeye atanlara karşı uygulanırsa, bunun altından kalkamazsınız”.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 Mart 2016 tarihinde Burdur’da yaptığı bir konuşmada da, “Anayasa Mahkemesi, Anayasayı açıkça hiçe sayarak, kendini mahkemenin yerine koymuş, bireysel başvuru hakkıyla ilgisi olmayan bir karar vermiştir. … Bu aceleniz ne? … Şu ifadeye bakın: bu kişilerin tutukluluk hallerinin “kuvvetli suç şüphesi olmadığı gerekçesiyle kaldırılmasını” istemiş. Bu konuda mahkeme kesinlikle yetkisi olmadığı halde işin esasına girerek karar vermiştir. … İlk derece mahkemesi kararında direnebilirdi. Yap bakalım, o zaman AYM ne yapacak? Bir de onu görelim. … Bu konunun yargının bağımsızlığı ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. … Bu konuda kim yetki sınırlarının dışına çıkarsa karşısında da beni bulur. Anayasa Mahkemesi böyle bir yola girerse milletim adına ona karşı itirazlarımı dile getirmekten çekinmem, bu tür haksızlıklar karşısında susarsam milletimin itimadına layık olmamış olurum; mesele bu. … Anayasa Mahkemesi bu ülkede devletin ve milletin hakları, menfaatleri, çıkarları konusunda en fazla hassas olması gereken kurumların başında geliyor. Ama bu kurum, üstelik de Başkanının da içinde yer aldığı bir kısım üyeleri eliyle son dönemde Türkiye’ye yönelik en büyük saldırılardan birinin somut örneği olan bir konuda ülkesinin ve milletinin aleyhine karar almaktan çekinmemiştir. Kendi ülkesine ve çıkarlarına karşı saygı duymayan bir kuruma ne dedim? ‘Ben de bu karara saygı duymuyorum’ dedim. … Anayasa Mahkemesinin kendi varlığını ve meşruiyetini tartışmaya açacak bu tür yollara temenni ederim ki bir daha tevessül etmez”.
  • Bu ve benzeri birçok uygulama ve beyanlar sonrası, 16.03.2016’da, Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin Anayasa Mahkemelerinin çalışmalarına yönelik gayri meşru müdahaleler nedeniyle bir bildiri yayınlamıştır. Declaration by the Venice Commission on undue interference in the work of Constitutional Courts in its member Statesisimli bildiride, Venedik Komisyonu, özet olarak, siyasilerin yaptığı açıklamalardan ciddi kaygı duyduklarını ve Anayasa Mahkemesi’ne yönelik beyan ve tehditlerin, Türkiye’nin bağlı olduğu Avrupa Konseyi’nin temel değerlerini (Demokrasi, Hukuk Devleti ve İnsan Haklarının Korunması) açıkça ihlal ettiğini beyan etmiştir.
  • Ayrıca, HSYK’ya bağlı çalışan ve sulh ceza hâkimliklerinin de dâhil olduğu ilk derece mahkemelerinin binlerce hâkimi görev süreleri dolmadan görevden alınmış, dört binden fazla hâkim ve savcı meslekten ihraç edilmiş ve büyük çoğunluğu tutuklanmıştır. Hâkim ve savcılar her an tutuklanma riski altında görev yapmaktadırlar.