“Yargı demokrasinin yanında darbelerin karşısındadır. Darbeyi bahane ederek adil yargılama yapacak yargı mensuplarının tasfiyesi, darbe ile mücadeleye değil darbeden beklenen amacın gerçekleşmesine hizmet eder.”

Açıklama

Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak kaydedilen 15 Temmuz 2016 gecesi, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki bir grup asker darbeye teşebbüs ederek yönetime el koymaya çalıştı. Hiç kimse gece boyunca ne olduğunu tam olarak anlayamadı. Vatandaşlarımızın gecenin ilk saatlerinde olayları anlamlandıramaması normaldi çünkü darbe teşebbüsü öylesine ansızın gelmişti ki Başbakan ancak “eşten dosttan” Cumhurbaşkanı ise “eniştesinden” öğrenebilmişti. Ertesi gün ise Milli İstihbarat Teşkilatı ve Genel Kurmay Başkanlığından yapılan açıklamalardan; darbe istihbaratının 15 Temmuz günü saat 16:30 sıralarında Genel Kurmay Başkanlığına iletildiği ancak buna rağmen her hangi bir önlem alınma yoluna gidilmediği anlaşıldı. Kanlı geceden bugüne ise hala cevabı verilemeyen yüzlerce soru ile belirsizlik persi aralanamadı. Bu kadar belirsizliklerin bulunduğu bir ortamda bilinen tek şey; ülkesine ve demokrasiye sahip çıkan halkımızın meydanlara akın ederek darbeyi engelleyen en önemli faktör olarak tarihe geçmesiydi.

Ülkeyi yönetenlerin birbirleri ile çelişen darbe açıklamaları hatta aynı ağızdan çıkan farklı açıklamalar nedeni ile gece boyunca neler olduğu, darbeye kimlerin , niçin teşebbüs ettiği dahi henüz tespit edilememişken, 16 Temmuz sabahı HSYK Genel Sekreterliği sabah saatlerinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olağanüstü toplanacağını duyurdu. Kurul henüz toplanmadan önce iktidarın operasyonel isimlerinden olan ve iktidar yanlısı yayın yapan medyada çalışan Cem Küçük isimli kişi; 3500 – 4000 hakim ve savcının açığa alınıp ihraç edileceğini sosyal medyadan duyurmuştu bile. Darbe teşebbüsünün üzerinden henüz birkaç saat geçmeden toplanan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 541’i ilk derece idari yargı, 2204’ü ilk derece adlı yargı olmak üzere 2745 hakim – savcı, 140 Yargıtay üyesi, 48 Danıştay üyesi, 2 Anayasa Mahkemesi üyesi hakkında görevden uzaklaştırma ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kanalı ile gözaltı kararı aldı. Daha sonra bu sayı 3049’a kadar ulaştı. Cumhurbaşkanının bile eniştesinden haber aldığı darbe teşebbüsü olayının detaylarını resmi makamlardan henüz öğrendiği saatlerde artık hükümetin bir organı gibi çalıştığı bilinen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yargının bağımsızlığına vuracağı son darbe yani “altın vuruş “ için hazırlığı çoktan tamamdı.

Bu öyle acımasız, insaftan, hukuktan ve en temel evrensel insan haklarından yoksun bir hazırlıktı ki; ülkenin en iyi hukuk fakültelerini bitirmiş,bir kısmı yeni,bir kısmı 20-30 yıl halkına adalet hizmeti sunmuş “Türk milleti adına” karar vermiş 1.sınıf hakim – savcı olmuş, ülkenin en ücra köşelerinde yıllarca görev yapmış,meslek onuruna yakışan davranışları ve hukuka uygun kararları ile halkın takdirini kazanmış hakim-savcılar, canice suç işlemiş kişiler gibi, evleri silahlı polislerce ansızın basılarak çocuklarının ve eşlerinin gözü önünde gözaltına alındılar. Elleri arkadan kelepçelendi, evleri arama bahanesi ile talan edildi. Önce nezarethanede ardından da yıllarca adalet dağıttıkları adliyelerin koridorlarında ellerinde kelepçelerle uzun süre bekletildiler. IŞİD’li teröristler gözaltı sürecinde saygın bir muamele görürken, hakim ve savcılar fiziksel ve psikolojik işkenceye tabi tutuldular. Milletin vergisiyle alınan silahları millete karşı kullanmaktan çekinmeyen gözü dönmüş darbeci kadrosu bile belirlenmemişken darbecilere kanunlar kapsamında hesap soracak yargı mensuplarına bu şekilde muamelelerde bulunularak adeta yargının itibarına darbe çoktan yapılmıştı bile.

Bu insafsız zulmü yapanların vicdanları öylesine kararmıştı ki; hakimin doğum iznindeki bir anne olması yada kanser tedavisi gören bir hasta olması tutuklamaya engel olmadı. Hatta iktidarın sözcüsü konumundaki medyaya bakıldığında, karı-koca hakim-savcı olup bakıma muhtaç çocuğu bulunan hakim ve savcıların tutuklanmasının ve çocuklarının anasız babasız kalmasının bu trajediyi planlayanlara özel bir haz verdiği bile söylenebilirdi.

Açığa alınan ve haklarında gözaltı kararı çıkartılan tüm hakim savcıların tek bir ortak özelliği vardı. İktidar güdümünde bir yargı istemedikleri için HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik Platformu adı verilen iktidar destekli listeyi desteklemeyen kişiler vardı listede. Önceden karanlık dehlizlerde oluşturulan, zaman zaman sosyal medya hesaplarına zaman zamanda gazetecilik adı altında tetikçilik yapan kişilere servis edilen bir listeydi aslında bu liste. Uzun süredir haklarında işlem yapılmak istenen ancak makul şüphe uyandıracak bir delil dahi bulunmadığından hukuki olarak elleri kolları bağlı olan HSYK’nın aradığı fırsat eline geçmişti sonunda. Bu sayıda bir hâkim-savcının birkaç saat içinde görevden uzaklaştırılması, gözaltına alınması ve tutuklanması HSYK’nın 16 Temmuz sabahına hazırlıklı olduğunun en büyük ispatıdır.

16 Temmuz yargı darbesinin geleceği aslında çok önceden belli idi. Üstelik bunu bilmek için eniştenizden duymanıza da gerek yoktu. Son 2 yıllık süreçte iktidara yakın kişiler ve iktidar tarafından kurulan Yargıda Birlik Platformunun adayı olup seçilen Kurul üyeleri bir çok ortamda 5000 hakim ve savcının meslekten atılacağını rahatlıkla dile getirmekteydi. Kurulun bir dönem Başkan vekilliğini yapan Metin Yandırmaz’ın Mardin ilinde hakim savcılarla yaptığı bir sohbete bunu çok rahat dile getirdiği tüm yargı teşkilatı tarafından zaten bilinirdi. Hatta muhatablarınca hiçbir zaman yalanlamamış bir iddiaya göre Rasim Aytin isimli kurul üyesinin başkalarının da bulunduğu odada, bir hakime elindeki bir bıçağı göstererek “Yargının bir kurtuluş savaşında olduğunu, devletin gerekirse baş bile keseceğini” söylediği de tüm yargı camiası tarafından bilinen bir konudur. Diğer taraftan benzer bir şekilde bazı üyelerin ve HSYK’da idari görevlerde bulunan bazı hakim savcıların da son aylarda çokça kullandıkları “kurtuluş savaşındayız, yargı temizlenmeli” sözlerinin ne anlama geldiği tam olarak 16 Temmuz sabahı anlaşılmış oldu. Bu şekilde oluşturulan ve zaten önceden belirli olan listeler 16 Temmuz 2016 günü karanlık eller tarafından organize edilen darbe teşebbüsünün ardından hemen masaya konuldu ve yine önceden derin mahfillerde verilen kararlarla listede yer alan hakim ve savcılar açığa alınmak suretiyle resmiyet kazandırıldı. Açığa alınan ve tutuklanan hakim ve savcılar arasında iktidar destekli Yargıda Birlik Platformu üyesi bir kişinin dahi bulunmaması listelerin nasıl oluşturulduğunun zaten açık ispatıdır. 23.07.2016 tarihinde çıkarılan OHAL kararnamesi ile hakim ve savcıların tek örgütlü birliği olan ve çoğu üyesi gözaltına alınan ya da tutuklanan Yarsav’ın kapatılması iktidarın kendisine tam bağımlı olmayan sivil toplum kuruluşlarına en ufak bir tahammülünün olmadığını da açıkça ortaya koymuştur.

Unutulmamalıdır ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik laik ve sosyal bir hukuk devleti olması için bağımsız yargı “olmazsa olmaz” bir koşuldur. Bağımsız bir yargı olmadan toplumda huzur ve en temel insan hakları teminat altında olamaz. Millet iradesine darbe vurmaya çalışanların adil bir şekilde yargılanması, onları destekleyenlerin hangi meslek grubundan olursa olsun somut delillerle tespit edilip suçlanması ve suç işleyenlerin cezalarının yargı eliyle verilmesi hukuk devleti için zorunludur. Milletin meydanlarda kazandığı demokrasi zaferinin hukukla taçlandırılması gerekirken, bazı karanlık odakların hukuksuzlukları ve zalimliklerine perde yapılması kabul edilemez.

Millet iradesine darbe vurmak isteyenlerin, insanları öldüren ve yaralayanların, hukuk dışına çıkanların yargı önünde evrensel yargı ilkeleri gözetilerek hesap vermesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Buna rağmen sayıları her geçen gün artan ve on binlerle ifade edilen farklı meslek mensuplarının toptancı bir anlayışla birkaç gün içinde tüm hakların ellerinden alınması, mallarına el konulması, gözaltına alınmaları ve hatta tutuklanmaları hukuk devletinin değil darbe ile yönetimi ele geçiren hukuk tanımaz kişilerin yöntemidir.

Haksızlığa ve zulme uğrayan kişilerin adalet aramak için başvurabileceği tek makam bağımsız yargıdır. Bağımsız yargının tesisi için ise öncelikle yargı mensuplarına yapılan hukuksuzluklara “dur” demek gerekir. Evrensel hukuk ilkelerine bağlı bir yargı sistemini tesis için hukuksuz işlemlerle tutuklanan ve hakları gasp edilen yargı mensuplarının özgürlüklerinin ve haklarının iade edilmesi zorunludur. Bu kadar belirsizliği ve karanlık noktası bulunan “darbe teşebbüsü” olayını fırsat bilerek gerçeklerin ortaya çıkması ve adaletin tesisi için yargılama yapma görevi bulunanlara yapılan hukuksuzluklar kabul edilemez.

Tüm bu anlatılanlar ışığında “Yargı için Adalet ” paylaşım alanının amacını belirtmek gerekirse;

Kötü muameleye tabi tutulan, yakınları ve avukatları ile görüştürülmeyen, hürriyetlerinden mahrum bırakıldığı halde somut olarak ne ile suçlandıkları dahi bilinmeyen yargı mensuplarının ve haksızlığa uğrayan diğer herkesin yada en azından yakınlarının haklarını arayabilmesi ve yapılan hukuksuzluklara ulusal ve uluslararası hukuk mekanizmaları içerisinde hesap sorabilmeleri için hukuki bilgilerin yer aldığı paylaşım alanı oluşturma zorunluluğudur.

Bu nedenle; Yargı’nın, adaletin şeffaf çağlayanı ile küllerinden yeniden doğacağına inanarak “yargı için adalet” diyoruz.

Güncel duyuruları Twitter hesabımızdan @yargiicinadalet takip edebilirsiniz