OHAL KHK’leri ile memuriyetten ihraç edilen memurlar ve lisansları iptal edilen özel eğitim kurumu çalışanı öğretmenlerin durumu hukuki bir kargaşa ortaya çıkarmıştır. Yaşanan mağduriyetlere en kısa zamanda son verebilmek için bütün hak arama yollarını kullanmak gerekmektedir. Bu kapsamda herkesin yapması gerekenler bellidir; 1- AYM Başvurusu, 2- Danıştay Başvurusu, 3- AİHM Başvurusu.

AİHM başvurusunda insanları beklemeye ve rahata iten husus; AHİM’in başvuruları değerlendirirken başvuru sahibinin bazı kabul edilebilirlik şartlarını yerine getirmesini istemesidir. Bu şartların başında ise “iç hukuk yollarının tüketilmiş olması zorunluluğu” gelmektedir. Yani, AİHS’deki haklardan en az birinin ihlal edildiğini, önce Türkiye’deki idari veya adli nitelikteki makamlar önünde ileri sürerek bir netice almamış veya istediği neticeye ulaşamamış olmak gerekir.

Ancak, AHİM tüketilmesi gereken iç hukuk yollarına ilişkin bazı kriterler oluşturmuştur. Tüketilecek iç hukuk yolları; etkin, ulaşılabilir, normal usulün bir parçası olmalı ve bir başarı şansı sunmalıdır. Kural olarak bireysel başvuruda bulunabilmek için iç hukuk yollarının tüketilmesi, örneğin kesinleşmiş bir takipsizlik veya mahkûmiyet hükmünün bulunması ve bu karardan itibaren 6 aydan fazla bir sürenin geçmemiş olması gerekir. (AİHS md.34)

Bununla birlikte, olayın özelliklerine göre iç hukuk yolu bulunmuyorsa veya bulunmakla birlikte “etkili” değilse veya yasayla başvuru yolları kapatılmışsa, YA DA ŞİKAYETE KONU HUSUSTA TAM TERSİ YERLEŞİK YARGI KARARI VARSA, başvuruya konu olay veya eylemin meydana geldiği tarihten itibaren 6 ay içinde doğrudan AİHM’e başvuru yapılabilir. Nitekim AİHM de yeterli bir sürede sonuç vermeyen veya başvurucunun kayıplarını bütünüyle gidermeye olanak tanımayan hukuk yolunun 34. madde bakımından tüketilmesi gereken bir iç hukuk yolu sayılmayacağını vurgulamaktadır. Örneğin 1990’lı yıllarda Güneydoğu’dan yapılan başvurularda AİHM iç hukuk yolunun tüketilmesi şartını aramaksızın başvuruların çoğunu kabul etmiştir. Çünkü yapılan şikayetler açısından tam tersi bir idari pratik oluşmuştur ve başvurulan mercilerin hiçbir etkinliği yoktur (Akdivar ve diğerleri / Türkiye).

AİHM’in Güneydoğu’dan yapılan başvurularda iç hukuk yollarının tüketilmesi şartını aramaması, Türkiye’deki iç hukukun elverişli, etkin işleyen, somut sonuç veren, makul sayılamayacak derecede gecikmelere yol açmayan özelliklere sahip olmadığını bu kapsamdaki başvurular için karine olarak kabul etmesi anlamına gelmektedir.

Bugün içinde bulunduğumuz OHAL rejimi, CB ve hükümetin tavrı (KHK’lar, Yargıya müdahale niteliğindeki açıklamalar, vb.), HSYK’nın tavrı (İhraçlar, atamalar, HSYK üyelerinin açıklamaları), AYM’nin tavrı (Kendi iki üyesini ihraç ederken yapılan değerlendirmedeki ihsası rey niteliğindeki değerlendirmeler, KHK’lerin iptali için CHP tarafından yapılan iptal başvurusunun reddi), Yargıtay ve Danıştay üyelerinin 15 Temmuz sonrası yeniden seçilmiş olması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde, AYM ve Danıştay başvurularından etkin ve adil bir sonuç beklemek akılcı görünmemektedir.

İçinde bulunduğumuz şartlar, AİHM’in Güneydoğu’da yaşanan hak ihlallerinde iç hukuk yollarının tüketilmesi şartını aramaması gibi bizim de iç hukuk yollarını tüketmemizi aramayacağına bir işaret olabilir. Kaldı ki etkin iç hukuk yollarının bulunup bulunmadığı hususu AİHM tarafından resen araştırılan hususlardan değildir; başvurucu tarafından ileri sürüldüğü takdirde incelenip karara bağlanır. Dolayısıyla, bunu test edebilmenin tek yolu yoğun bir başvuru dalgasının en kısa zamanda mahkemenin önüne ulaştırılmasıdır. Tek yapılması gereken, başvuru dilekçelerinde aslında tüm dünyanın gözü önünde yaşananların fotoğrafını net bir şekilde tekrar ortaya koymaktan ve Türkiye’deki iç hukukun elverişli, etkin işleyen, somut sonuç veren, makul sayılamayacak derecede gecikmelere yol açmayan özelliklere sahip olmadığını göstermekten ibarettir.

Bu çerçevede, hak kaybına uğramamak adına AYM ve Danıştay başvurularını yaptığımız gibi bunların neticesini beklemeye gerek duymadan bir an önce AİHM başvurusunu da yapmak gerekmektedir. Kısa süre içerisinde yapılacak on binlerce başvuru, nerede ise yaşam hakkı tanınmayan KHK mağdurlarının feryatlarının duyurulması açısından önemlidir. Mağdurlar hürriyetlerinden olma yanında, işlerinden olmakta ve mal varlıklarına el konulmaktadır. Yine bu kişilerin başka işlerde çalışmaları engellenmektedir.  Bu durum karşısında birkaç yıl sürme ihtimali bulunan iç hukuk yolları kişilerin mağduriyeti gidermekten çok uzaktır. İnsanlar hakkında hiçbir somut delil olmadan bu denli pervasız işlemler yapılmasının bir amacı da zaten budur. Mağdurların bu şartlar altında aylarca yaşaması zaten imkansızdır. Ortada tahmin edildiğinden daha vahim bir tablo var. Bunu mutlaka onbinlerce başvuru ile AİHM’e duyurmak gerekiyor. AHİM’in bu kadar aleni yapılan yapılan hukuksuzluklara sessiz kalması ve iktidar mensuplarının beyanları ile yargının şuana kadar takındığı tavır nedeni ile iç hukukun sadece vakit kaybı olduğunu görmemesi düşünülemez. Başvuruların erken ve çok yapılması AİHM’in bir an önce bu nitelikteki başvuruları gündemine almasına ve bu konuda daha hızlı hareket etmesine imkân sağlayacak, iç hukukun aksine savunma için somut delil sunma zorunluluğu bulunan Türkiye’deki iktidarı da hukuka uymaya zorlayacaktır.

Diğer taraftan yaşanan olaylar bu kadar taze ve yakın iken, sıcağı sıcağına yapılacak çok sayıdaki başvuru Avrupa kamuoyunun da gözünden kaçmayacaktır. Avrupa basınında çıkacak bu konuya ilişkin haberler Avrupa Komisyonunun, Avrupa ülkelerinin hükümetlerinin ve tüm dünyadaki demokrasi ve hukuk savunucusu kurum, kuruluş ve kişilerinin dikkatlerini bir kez daha Türkiye’ye çevirebilecektir. Tabi ki mağduriyetlerle ilgili sadece AİHM’e açılacak davalar değil, insan hakları alanında çalışmalar yapan kurum ve kuruluşlara mağduriyetlerin mail yada faks yolu ile bildirilmesi de bu süreçte oldukça faydalı olacaktır.

İSMİ BİR KHK’DA YAZILARAK DOĞRUDAN KAMU GÖREVİNDEN ÇIKARILANLARIN DOĞRUDAN AİHM’YE BAŞVURU HAKKI VARDIR. BUNA RAĞMEN DANIŞTAY ve AYM BAŞVURLARININ YAPILMASI ve DAVALARIN TAKİP EDİLMESİ DE ÖNEMLİDİR.

AİHM DAVALARINI AÇSALAR DAHİ KHK İLE DOĞRUDAN KAMU GÖREVİNDEN ÇIKARILANLAR DIŞINDAKİ DİĞER MAĞDURLAR DA MUTLAKA İÇ HUKUKU (İdare Mahkemesi ve AYM)  TÜKETME ADINA ADIM ADIM DAVALARINI TAKİP ETMELİDİR.

UNUTMAYIN! EĞER AİHM YAPILAN BAŞVURUYU İÇ HUKUK TÜKETİLMEDİĞİ GEREKÇESİYLE REDDEDERSE, İÇ HUKUKU TÜKETTİKTEN SONRA YENİDEN BAŞVURU HAKKINIZ VAR.